Bu Blogda Ara

6 Mart 2010 Cumartesi

Kemalist Burjuva Sınıfının İşçi Sınıfından Kopması

Demokrat Parti döneminden beri yeni oluşmaya başlayan orta sınıf, genel olarak sağ eğilimlere sahipti. 70-80 döneminde Amerikan ve Türkiye'nin içindeki Amerikancılarla beraber sağ eğilim ve iktidarı sahiplenme isteği üst sınıfa ve üst sınıfın içindeki Nakşibendi tarikatına geçti. Burjuva sınıfı Kemalizme(Atatürkçü sosyal demokrasi) kayarken, alt sınıf ve zengin sınıfı faşist ve dinci siyasete yöneldi. Alt sınıftan komünist-devrimci çıkışlar yaşansa da iyice Amerikan yardımı almaya başlamış üst sınıf hükümeti ve kaybedecek hiç bir şeyi olmadığının farkında olmayan, sosyalizmi ve Sovyetleri "öcü" olarak görmeye başlamış alt sınıf tarafından şiddet hareketleri sayesinde durduruldu. Kemalist burjuva sınıfı ise yardımlarını sadece siyasal ve minimum düzeyde tuttuğu için sosyalizme eğilimli ya da Kemalist işçi sınıfından koptu. Burjuva sınıfı sayısal olarak güçlü olduğu büyük şehirlerde bile ne mali ne de siyasal olarak alt sınıfa destek veremedi. Tek güçleri olan oy vermek bile 80 darbesi sırasında özgürce yapamadıkları bir şey haline geldi.

İşçi sınıfı ise Nakşibendi tarikatı ve Amerikan propagandasıyla kimliğini kaybetti. Destek göremeyen alt sınıf, her insanda var olan bencillik ve güçlü olanı destekleme dürtüsüyle(ve tabii yoğun din baskısıyla) giderek sağ eğilimli olurken solun tek kalesi Kemalist burjuvalar kaldı. Böylece sol sadece görünüşte olan bir mali ve siyasal güce sahip kalırken işçi sınıfının özgürlükçü ruhunu ve savaş gücünü kaybetti. Giderek daha sağcı politikacılar iş başına gelmeye başladı ve yarı sömürge durumuna düştük. Köy enstitülerinin de Demokrat Parti döneminde kapatılması ve o neslin doğal sebeplerden dolayı kaybolması da bunda bir etkendi. Şu anki durumumuz her türlü manipülasyona açık bir işçi sınıfı, güçsüz bir Kemalist orta sınıf ve Amerikan destekli sağlam temeller üzerinde oturan üst sınıftır.

Bu durumdan kurtulmak için ilk hedef işçi sınıfına mali ve sosyal açıdan burjuva desteği gerekir. Eğitimsiz insanın tek varlığı dini olduğu için dini sömüren siyasal partiler tarafından açık hedef haline gelirler. Küçük fabrika sahipleri ise ideolojiyi ve ideolojinin somut etkilerini(çalışma saatleri, sigorta hakkı, ekstra mesai ödemeleri, resmi bayramlarda çoğu işveren tarafından yok sayılan izin) ilk önce kendi işletmelerinde göstererek daha ilerici bir toplum yaratılmasına yardım edilmelidir. Böylece ülkemiz yarı sömürge, dinin sömürüldüğü bir ülke olmaktan çıkacak gelişen devletler arasına girecektir.

Liberalizm ve Savaş Arasındaki İlişki

İlk olarak bu başlıkta söz ettiğim liberalizm bizim ve bizim gibi ülkelerin devletçilikle liberalizm arasına sıkışmış ekonomi sistemi değil, güçlü devletlerin emperyalist ve liberal ekonomik politikasıdır.

Gelelim konumuza... Liberalizmde fabrikalar devletin değil özel sektöründür. Gelişmiş ülkelerin ekonomik sistemlerinde devlet üretimi destekleyeceğine özel sektör devleti destekler. Para = güç kavramına göre özel sektör devlet yönetiminde söz sahibi olur. Böylece işçi çalıştırırken devletin koyduğu çalışma saatleri, çalışma koşulları yasaları üstesinden gelebilen özel sektör makineleşmenin de etksiyle muazzam bir üretim yaratır. Üretimi tüketecek olanlar sermaye ve emektir. Sermayenin ve emeğin kardan eşit pay aldığını varsayalım. Yani sermayenin eline 1000tl geçiyorsa işçilerin de eline 1000tl geçecektir(gözünüzde canlansın diye böyle rakamlar verdim). İşçi çeşitli sebeplerden (sağlık harcamaları, zorunlu ihtiyaçlar sebebiyle vs.vs) tüm kazandığı parayı harcar. Sermaye ise elindeki paranın tamamını harcamak zorunda kalmayacağı için sahip olduğu parayı yeni üretim olanakları yaratmak için harcar. İşçi parasının hepsini harcasa bile piyasadaki tüm üretimleri alamamaktadır. Yani bir üretim artığı ortaya çıkar. Üretim artığının bir kısmı ticaret yoluyla harcandıktan sonra geriye yine de bir fazlalık kalır. Bu üretim fazlalığı piyasada geçirdiği her günle çürümekte, bozulmakta ve sermayeye kar getirmemektedir.

Gelelim işin savaş kısmına. Belirttiğim gibi var olan bir üretim artığı vardı. Bu artığın harcanması için eski üretimlerin halk tarafından harcanması gerekmektedir. Fakat fazla alım gücüne sahip olmayan halk tasarruf yapar. Bu sebeple sermaye yeni olanaklar arar ve çözümü yurtdışına açılmakta bulur. Devletçi ve kapalı ekonomiler(Irak'ta da devletçi ve kapalı ekonomi vardı) özel sektörün ve yabancı sermayenin ülkesine girmesini hoş karşılamaz. Diğer ülkelerinse liberal ekonomiden kaynaklanan bir üretim artığı vardır. İşte bu sebeplerle sermaye ele geçirdiği devleti de arkasına alarak üretimini akıtacak yeni kaynaklar arar. Savaş üretilen malların en çok harcandığı dönemlerden biri olduğu için ve yıllardan beri para kazanma konusunda ustalaşmış özel sektör üretimin kitabını baştan sona okumuş olduğu için savaş tercih edilir. Bu savaş liberal bir ekonomiye sahip olan bir ülkeyle yapılınca üretim artığı harcanır fakat karşı taraf da artıktan kurtulmuş olur. Para babaları kıskançtır ve sahte milliyetçilik göstermektelerdir. Bu sebeple karşı tarafın kazancının olmamasını isterler. Öyleyse en iyi çözüm bir taşla iki kuş vurmayı sağlayacak devletçi ve kapalı ekonomiye sahip olan bir ülkeye saldırmaktır. Hem de o ülkenin ele geçirilmesiyle beraber o ülkeye de mal satmaya başlanacaktır. Afrika'nın, Çin'in, Hindistan'ın sömürgeleştirilmesinin en önemli sebebi üretim artığıdır. Yakın tarihimizde de bu savaşlar devam etmektedir. Artık insan hakları ve Birleşmiş Milletler olduğu için sömürü açıktan yapılamamaktadır. Devletler artık toprakları ele geçiremese de çeşitli bahaneler bulup savaş açtıkları devletin ekonomisini çökertip yerine liberal bir sistem kurabilmektedirler. Savaştan karlı çıkan her zaman özel sektördür.

Yani liberal ve emperyalist devletler savaşlar sayesinde büyük kar etmektedir. Bunun engellenmesi için devletçi bir sisteme geçilmelidir. Bunun çok zor olduğunu biliyorum ama yeni gelen nesiller bilinçlendikçe daha da gerçekleşebilir duruma gelecektir.

Toplumsal Paranoya

Bildiğiniz gibi okullarda bize öğretilen hep(özellikle milli güvenlik ve tarih derslerinde) başka devletlerin topraklarımız üzerinde gözü olduğu ve sürekli tetikte olmamız gerektiğiydi. Fakat bu doğru mu?

Türkiye Cumhuriyeti şu anda gelişmekte olan bir ülkedir... Daha doğrusu gelişmemiş fakat gelişmeye çalışıyor ayağına yatan bir ülkedir. Siyasal, ekonomik ve askeri alanda dünya üzerinde bir güç değildir ve bu durumu düzeltmek için hiç birşey yapılmıyor. Biliyorum 2 yılda bir kaldırımları yeniden yapmak bizi bir süper güç yapacaktır(!) ama hep aynı şeyi yapmamalıyız. Devletin başına gelenler her zaman ulusun çıkarlarından çok kendi çıkarlarını düşündüklerinden ilerlemeye doğru atılan bir adım yok. %60'ı aptal olan(Aziz Nesin öyle demiş bence oran çok daha yüksek) bir milleti uyutmak için de hep yabancılar bizim gelişmemize izin vermiyor yalanı yetiyor. Zaten ağaç yaşken eğilir atasözümüzde de olduğu gibi daha ilköğretim yıllarından askerliğin sonuna kadar süre içerisinde şartlandırılan çocuklar ileride de amına koduğumun gavurları bakışıyla yabancılara yaklaşacaktır. Kendileri vatanlarını ileri taşımaya çalışmayacak hep bu ibne Yunanlılar, Ermeniler vs. yüzünden bu durumdayız diyeceklerdir. Toplumsal paranoyamız yüzünden hep diğer devletlerden korkup suçu başkalarında arayacağız ve bu eğitim değişmediği sürece hep geri kalacağız.

11 Eylül "Terörist" Saldırıları

11 Eylül 2001 tarihinde, 3000 ölüye ve 6000 yaralıya sebebiyet vermiş El - Kaide saldırısının üstünden uzun yıllar geçti. Kendi naçizane düşüncelerimi siz saygıdeğer ibnelerle paylaşmak istiyorum.


Bildiğiniz gibi olay uçakların kaçırılıp Amerika Birleşik Devletlerinin önemli simgelerinden birine intihar saldırısı yapılmasıydı. Saldırının sorumluluğunu Amerika'nın tüm olanaklarına rağmen ele geçiremediği(!) Usame Bin-Ladin ve El-Kaide üstlendi.


El-Kaide örgütü dünya üzerinde şeriatçı bir devlet kurmayı amaçlayan aşırı dinci bir örgüttür. Bu örgütün Amerika tarafından finanse edildiği iddiası ilk olarak SSCB'ne karşı kurulmuş olmaları, Amerika'ya hedeflediği şeyleri gerçekleştirmek için fırsat vermiş olması ve tüm imkanlarını kullanan Saddam'ı kısa bir sürede yakalamış, Amerika tarafından ele geçirilememiş Usame Bin Ladindir.

Örnek olarak:
Afganistan
Irak


Amerika'nın bir nevi dünyayı yöneten şirketleri 11 Eylül saldırılarında inanılmaz kar ederken tek kayıpları kabul edilebilir sivil kayıpları olmuştur.

Eğer dünyada terör denen birşey varsa baş terörist ABD'dir!

Sol Kesimin Hümanist Olma Zorunluluğu

Aşırı uçlar hariç, genel kanı kendini sol görüşlü olarak tanımlayan insanların hümanist olduğudur. Sol görüşlü(aynı zamanda entelektüel, ideoloji fanatiği olmayan) insanın hiç bir şekilde şiddet kaçınılmazdır deme hakkı yoktur. Böyle bir yorum yaptığında alacağı tepkiler sen nasıl bir solcusun tarzında olacaktır ve solcuların yapmak istediği çeşitli reformlar için bazı durumlarda kullanmak zorunda oldukları şiddet onlara hak olarak görülmemektedir. Oysa sağ görüşlü insanlar, bunların hepsinin amına koymak gerek dediklerinde hem haklı olarak görülmekte ve hatta bazı durumlarda aşırı şiddet kullanabilmektedir. Tarihsel örnek olarak Sovyetlerin Varşova Paktındaki diğer devletlere yaptığı baskı insanlık dışı olarak gösterilirken, ABD'nin Vietnam'da ve Kamboçya'da yaptıkları işgal hareketi ve kendi ülkelerindeki Kızılderilileri tüm haklardan yoksun bırakmaları "mecburi" olarak görülmüştür. Bunun bir sebebi de tarihi her zaman kazananların yazmasıdır ama Sovyetlerin güçlü olduğu zamanlarda bile Sovyetler "barbardı"(Tabii ki de bunun farklı sebepleri vardı mülklerini kaybetmekten korkan zengin ve orta sınıf ve onların basınları sayesinde manipüle olmuş işçi sınıfı). Öyleyse burada geniş çaplı bir algılama hatası vardır. Hiç bir solcu hümanist olmak zorunda değildir. Şiddet, daha iyi bir dünya için mecbur kalındığında kullanılabilir ve her zaman daha ileriye gitmeye karşı çıkan örümcek beyinliler ya da hainler olacaktır. Onların zehirlerini saçmalarını engellemek için hapishane duvarları değil anca ölüm yeterli olabilir. Ama tabii ki de solcuların hümanizmi reddedişi faşizm kadar sert olmamalıdır. Tek şiddet hareketi idam olmalıdır. Sağcıların ve Amerikan köpeklerinin yaptığı işkenceleri solcuların da uygulaması onların seviyesine inmek demektir. Sonuçta solculuk aslında şiddeti dışlamaz ve hiç bir sol görüşlü insan hümanist olmak zorunda değildir. Hümanist olup olmayacağı kendi kararıdır.

Türkiye'de Burjuva Sınıfının Kökeni Üzerine

Osmanlı'nın ilk dönemlerinde sınıfsız bir toplum yapısı hakimdi. Zaten bir avuç ibneydiler... Osmanlı büyüyüp geliştikçe vatandaşlar aristokrat ve emekçi sınıf olarak ayrılmaya başladı. Osmanlı'nın batı etkisine girmesiyle beraber (19. yy) Osmanlı üzerinde çeşitli planları olan devletler, özellikle İngilizler, kendileriyle benzer durumda olan insanlarla muhattap olmak istedikleri için Osmanlı'da burjuva sınıfını yarattılar.





Not
Ulan koskoca devlet olmuşsun, Akdeniz'in, Karadeniz'in amına koymuşsun adın Osman. İsminize sokayım.






Tabii bu yaratılma işleri ben istedim oldu tarzında olmadı. Zaten Osmanlı'da aristokrasinin alt kesimleri ve toprağı olan işçiler kendilerine benimseyebilecekleri bir kimlik arıyorlardı. İngiliz, Fransız ve son zamanlarda gelen Alman desteği Anadolu'da burjuva sınıfını yarattı. Yavaş yavaş ticaret azınlıklardan kurtulup yabancı sermaye tarafından desteklenen Türk burjuvalarına kaydı. Türk burjuvazisi sürekli Avrupa kültürüne tabii tutuldu ve büyük bir toplumsal şok olan Kurtuluş Savaşı'mıza kadar kendi yurtlarına yabancı kaldılar. Avrupa'nın gücü, ellerinde olan gazeteler, matbaalar tarafından abartıldı ve hala kurtulamadığımız bir aşağılık kompleksine sebep oldu.


Kurtuluş Savaşı sırasında da zafere inanmıyorlardı. Kurtuluşu, her zaman yakın oldukları yabancı devletlerde arıyor, tanımadıkları Anadolu halkına güvenmiyorlardı. Zaferin kazanılmasıyla beraber, Türk burjuvazisi kendi halkıyla içli dışlı olmaya çalıştı. Fakat sadece çalıştı... Üstünlük hissiyle aynı politik görüşte olsalar bile işçi sınıfına uzak durdular.





Not
İstisnalar tabii ki de var fakat istisnalar kaideyi bozmaz.






Demokrat parti yönetimiyle beraber tamamen yabancı odaklı oldular. Burjuva tarihinin devamına üstte gördüğünüz viewtopic.php?f=38&t=3662 açmığında devam ettim.


Okuduğunuz için teşekkür ederim.

Pantera

Are you talking to me?
No way you fuckin punk!



Pantera 1981 yılında Vinnie Paul ve Dimebag Darrell tarafından kurulmuş bir gruptur. İlk başta sikten sikten glam metal yapsalar da sonradan Phil Anselmo gibi insanlığı şüpheli bir herifi almalarıyla beraber gerçek Pantera'yı oluşturdular. Gruba dalmadan önce bir elemanları inceleyelim.

Elemanlar

Phil Anselmo(Vokalist)
Götü göbeği saldıktan sonra Fil Anselmo olarak anılmaya başlayan Phil Anselmo New Orleans'ta doğmuştur. Doğumunu yaptıran doktor kıçına şaplak atınca ilk defa brutal yaptığı söylenir. 9 yaşına kadar normal bir hayat yaşadığı söylenen Anselmo dokuzuncu yaşını kabız olarak geçirmesiyle beraber brutal ve scream vokal konusunda kendini geliştirmişti. Annesi oğlunun tüm zamanını tuvalette asılarak geçirdiğinden şüphelense de sonunda utanç verici gerçek ortaya çıktı ve Anselmo annesinin de desteğiyle müzikal çalışmalarına Samhain grubunda başladı. 19 yaşında Anselmo'nun da kendisi gibi alkolik olduğunu gören (ya da alkolizm potansiyelini keşfeden) Dimebag Darrell tarafından gruba alındı. Pantera'yla Power Metal, Cowboys From Hell, Vulgar Display of Power, Far Beyond Driven, uyuşturucu problemleriyle boğuşmaya başladığı hatta ölümden döndüğü zamanlarla ilgili parçalar içeren The Great Southern Trendkill ve vasatı aşamayan Reinventing The Steel albümlerini çıkarttı. Zaten uyuşturucu sebebiyle tartıştığı Abbott kardeşlerle Superjoint Ritual (taşaklı gruptur) yan projesi sebebiyle kavgayı büyüttü ve sonunda grup dağıldı. Dimebag'in sağlam bir dayağa ihtiyacı var diyerek elinde kemerle gezen baba imajını verdi ve bu sebeple Dimebag'in cenazesinden siktiri yedi. Down'la takılmakta şu an kendisi. Bu sene Türkiye'ye gelebilir ama Anselmo eski Anselmo değil artık...

Dimebag Darrell(Gitarist-Metal Tanrısı)
Gitar ustalarından sayılan Dimebag ırkçı ve yobaz ibnelerin diyarı Texas'ta doğmuştur. Anselmo gibi garip bir doğum hikayesine sahip olan Dimebag'in anasının amından elinden gitarla çıktı. Annesi amından gitar çıkarması sebebiyle bir daha asla sikişten zevk alamadı ve kendi kabuğuna çekildi... 12 yaşında Vai'ye götün yiyorsa gel kapışalım demesine rağmen Vai tarafından siklenmemiş o da hırsını katılabildiği tüm gitar yarışmalarını kazanarak almıştır. Kardeşi baterist Vinnie Paul ile Pantera'yı kuran üstat ortalığın amına koyunca MegaDave'den teklif almış ama nazikçe siktir lan demiştir. Pantera'da yardırdığı senelerden sonra Anselmo'yla kapışmasıyla grubu dağıtmasıyla sikindirik bir bassist ve sikindirik bir vokalistle Damageplan'i kurdu. 8 Aralık 2004'te orospu çocuğu (!) Nathan Gale tarafından katledildi. Ölümünden sonra MTV veletlerinin elinde oyuncak oldu...

Rex Brown(Bassist)
Rex'in Dom/Hollow'un başında Anselmo'nun "Can You Hear Rex's Bass" den başka olayı yok... Zaten Dimebag'in gitarına odaklanmak varken kimse de bası siklemez ama futbol terimiyle iyi bir takım oyuncusudur.

Vinnie Paul(Baterist)
Hayvani ritimlerin ustası olan Vinnie Paul, Dimebag'in kardeşidir. Five Minutes Alone'un başında attırdığı harika ritimlerle, Primal Concrete Sledge'de hız konusunda Dave Lombardo'ya meydan okumuştur. Kardeşi öldürüldüğünde depresyona girse de sonradan düzelmiş ve Hellyeah isimli grupta çalmaya başlamıştır. Hastasıyız efenim...

Albümler

Anselmo'nun olmadığı albümleri siklemiyorum. O kadar boktanlar ki onları Pantera'nın saymak hakaret olur.

Power Metal:
Life's paranoia
You're hiding in


Pantera'nın Pantera olmaya başladığı albüm. Anselmo'nun katılmasıyla beraber gerçek ruhunu bulan Darrell kardeşler ilk albüme göre taşşaklı bir iş çıkarmışlar.

Death Trap, Rock The World ve girişi haber bülteni girişine benzeyen Hard Ride sağlam şarkılarındandır.

Cowboys From Hell:
You see us comin'
And you all together
Run for cover

We're takin over this town


Nasıl albüm yapılır sorusunun cevabı budur. Çatır çatır heavy metal yapmak budur. Karı sikerken 5. posta hangi şarkılarla atılırın cevabı budur.

Gölgelerinden tırsan emo oğlanlar tarafından yazıldığı söylentisi ortada dolaşan Cowboys From Hell heavy metal marşıdır. Metallica için Master of Puppets, Megadeth için Holy Wars, Slayer için Raining Blood neyse Pantera için de Cowboys From Hell odur. Tarihin en gaz parçalarından biri olan Cowboys From Hell'in klibini Anselmo'nun nasıl soyunuzu sopunuzu sikeceğim bakışı attığını görmek için izlenebilir.

Primal Concrete Sledge, Vinnie Paul'un hayvan gibi ritmleriyle süslediği Anselmo'nun Come and be with me diyerek yardırdığı göte baget sokmayı düşündürten sağlam bir şarkıdır.

Psycho Holiday hakkında söylenebilecek herşey sözlerin içinde zaten...
Now I'm far from home
Spending time alone
It's time to set my demons free
Been put to the test
My mind laid to rest
I'm on a psycho holiday


Cemetery Gates, yine metal tarihinin en baba parçalarından. Muhteşem riffleri, sürekli değişen temposu ve sonunda Anselmo'nun götten sikiliyormuş gibi çığlıkları hayatın anlamıdır.

Domination, iki muhteşem solosu arasında muhteşem bir riff(Burger King reklamı gibi oldu)... Riff için hemen adaplı'ya bağlanıyoruz.

adaplı yazdı:
domination'un, ilk solosundan itibaren, o an canımı teslim edebileceğim duygusu beliriyor.

hele iki solo arasındaki senkronize headbang melodisi... dıdıdınt dıdıdınt dıdıdınt dıdıdınt... tüm konser alanını hayal edebiliyorum. judas priest'in sahnedeki görüntüsünü 1000 ile çarpma sonucu ortaya çıkan görüntü. herkes aynı anda dıdıdınt dıdıdınt dıdıdınt :)


Diğer parçalar da boş değil; death metal tarzındaki riffleriyle Message in Blood, Floods'un öncüsü The Sleep ve Shredding nasıl yapılır öğretilen The Art of Shredding.

Vulgar Display of Power:
You can't be something you're not
Be yourself, by yourself
Stay away from me
A lesson learned in life
Known from the dawn of time


Pantera'nın yükselme devrindeki albümlerinden biri (yükselme devri ne amına koyayım Osmanlı tarihi gibi). Boş parça olmayan albümlerden...

A New Level, girişte hayvan gibi rifflerle yardıran, Madonna orospusunun coverladığı, (harbiden lan) Official Live 101 Proof'taki versiyonuyla insanın Hulk'a dönüşüp headbang yapmasına sebep olan parça.

Walk, sözleriyle, riffleriyle, solosuyla, baterisiyle siktir git lan demek böyle birşey. 2 kilo taşşağı olmak böyle birşey işte.

Hollow=Dimebag'in Ağıtı

----------------
----------------

Diğerlerini de bir ara yazarım şimdi üşeniyorum... Daha yazılacak çok şey var.





Not
Bu sayfada okuduklarınız kişisel görüş ya da hurafedir gelip bana hönkürmeyin götünüzde alevli dildo istemiyorsanız.






Dün kaldığım yerden devam edeyim...

--------------
--------------

Pantera'nın isminden gaz akan (nasıl birşeyse bu da amına koyayım) albümünün geri kalan parçalarının boş olması düşünülemez değil mi? Kısa ama etkili Fucking Hostile, tarihteki en güzel ve en "metal" aşk şarkısı This Love ve Anselmo'nun yine harika vokallerle süslediği By Demons Be Driven örneklerden...


Far Beyond Driven:
I see you had your mind all made up
You group of pitiful liars


Lan Pantera'nın hastasıyım ama bir türlü sevemedim bu albümü. 2-3 güzel parça var sadece... The Great Southern Trendkill ile Vulgar Display of Power arasındaki anlık çöküş....

5 Minutes Alone, albüme kötü falan dedim ama çok baba şarkıdır bu. But you can't crush the kingdom diye bağırası gelir insanın. Sonra asla Anselmo gibi söyleyemeyeceğini anlar susarsın, headbangle devam edersin parçaya...

I'm Broken, dünyanın en az "broken" herifi tarafından söylenince ciddiyeti kalmıyor amına koyayım. Adamın karnının üstünde hayvan gibi Unscarred dövmesi var. Yine de sağlam parça....

Planet Caravan, elektronik efektler olmadan ve Anselmo vokali olunca insan parçanın değerini anlıyor lan... Utanmasam Black Sabbath'tan iyi derim...

The Great Southern Trendkill:
Truly, fuck the world,
For all it's worth,
Every inch of planet Earth


Çok değeri anlaşılamamış bir albüm lan bu... The Underground In America ve Living Through Me hariç cık cık olmamış bu edası takınabildiğim parçalar yok ve diğer parçalar da en az Cowboys From Hell ve Vulgar Display Of Power albümündeki parçalar kadar sağlam.

War Nerve, gaz riffleri ve gaz sözleriyle duvara kafa atma sebebidir... Bülent Ecevit'e dinletsek o bile headbang yapardı o derece!

Drag The Waters, tribünlere oynayan bir klibi var bu parçanın. Yok uyuşturucuymuş yok mafya babasıymış vs. vs. . Anselmo'nun scream-brutal vokali varken onları mı sikleyeceğim lan!

Suicide Note 1&2, Anselmo'nun yüksek dozdan yarrağı yemesinden sonra yazılmış... 1. parça ne kadar huzur veriyorsa 2. suicide note da o kadar gaz veriyor. Hele o wah pedalı yok mu... Wah pedalından başka bir bok bilmeyen Kirk Hammett siktirsin gitsin Dime'ın cesedine domalsın amına koyayım.

Floods, bir elektro gitarla yazılmış en iyi sololardan biri bu parçada amına koyayım. O yağmur efektlerinden sonra giren solo ve parçanın sonu resmen adamı sikiyor. Ulan Dimebag nasıl birisin lan sen!!! Dimebag Darrell is god!

Bunlar haricinde söylediğim iki parça hariç diğerleri de yardırıyor... Dinleyin ve dinletin.

Official Live: 101 Proof=Headbang! Headbang! Headbang!
Diğer parçaların konser versiyonları var...

Reinventing The Steel:
I can't help the way I am
There's no trust and there's no end
What is my name?

It will never change
So here it stays
Forever is my name


Götüm gibi albüm. Zaten grup içindeki anlaşmazlıklar falan ortaya çıkmış iyice, adamlar dağıldı dağılacak böyle bir albüm çıkartmaları normal ama tüm albümü kurtaran bir parça var. Revolution Is My Name!

Oğlum adamlar yememiş içmemiş hayvan gibi bir parça ve hayvan gibi bir klip hazırlamış. Rifflerinin bir kısmının EsenPen reklamına benzemesi de cabası, yurdumuzdan esinti olmuş amına koyayım.

Yesterday Don't Mean Shit güzel bir de... Ya da son albümden canlı performansını duyduğum sadece bu ikisi olduğundan öyle düşünüyorum.


Konser Performansları

İddia ediyorum dünyanın en iyi konser performansı(metal) olan üç grubunun içine girer Pantera. Anselmo gibi frontmanden daha azı beklenemez zaten... Bir bakıyorum sahnenin diğer köşesinde bir bakıyorum başka bir köşede. Adam hiperaktif lan! Atlıyor zıplıyor her bir boku yapıyor. Hele Monsters of R(c)ock Moskova 91 konserinde polislerin seyircilere dalmasıyla acayip olay çıkıyor.




Not
Pantera, Metallica ve AC/DC'nin coşturduğu Moskova 91 konserini izlemeyen top olsun!






Vinnie'nin zaten bateri başında olması yeter. İsterse sahnede olsun isterse çöp kutularını bateri olarak kullansın, gördüğüm yerde elini öperim.

Dimebag'in de gitar çalması yeter ama adam sadece bunu yapmıyor. Ozzfest 2000 konserini izliyorum, tam nakarat kısmında Pantera fanları çıkıyor sahneye Dime'ın mikrofonunu paylaşıp geri vokalleri yapıyorlar falan... O zaman Dimebag'i ailemin ferdi olarak gördüm...

Rex Rex işte. İşini yapar ve gider.


Pantera Nedir Ne Değildir?

En iyi gitar soloları tarzında bir toplama albüm indirmiştim. Bir baktım ilk sıralarda Floods diye bir Pantera parçası var. Limewire'da Metallica-Megadeth parçaları aratırken sürekli Pantera'nın araya karışmasından sıkılmıştım. Bu ne lan dedim ve hayatım değişti... İnanılmaz bir solo ve Anselmo. O gün tüm albümleri indirdim (korsana karşıyız). Şimdiye kadar boşuna harcamıştım zamanımı Metallica'yla, Megadeth'le, RATM ile. Gerçek headbang Pantera'daydı.

Aylarca sırf Pantera dinledim... Ama yetmiyordu. Sonunda bilinmeyen parçalarına, konserlerine sarkmaya başladım. Avoid The Light, Light Comes Out of Black parçalarını hatmettim. Moskova 91 ile Donington 94 ile ve Ozzfest 2000 konserleriyle kendimden geçtim. Cowboys From Hell'in klibinde Anselmo her We're Taking Over This Town dediğinde orgazm çığlıkları atıyordum.

Pantera dünyanın anasını sikme isteğidir. Pantera gazdır!